Saturday, 5 July 2008

Tavsiyeler(2)

TAVSİYELER(2)

Uzun zaman oldu izleyeli "Kramer vs. Kramer"i ama ancak yazabildim. Uzun zaman bloga yazmayı aksattım. Nedenini bilmiyorum. Yazmak istemedim, diyebilirim sadece. Aslında, bu kötü oldu. Her türlü anımda buraya yazacağıma söz vermiştim kendime. Her şeyimi paylaşacağım diyordum buradan. Yapamadım. Onun yerine çizim yaptım. Onun yerine defterime yazdım. Yine de yazdım tabii. Önemli olan da yazarak düşüncelerimi dile getirmem değil mi ? Bence öyle!..

İkinci tavsiyem ise, "PERSEPOLIS". Fransız yapımı. Çok beğendim. Her şeye dokunuyor. İrandaki rejimden tutun da... eşcinselliğe kadar. Çok yönlü eleştirel bir çizgi film. Ve siyah-beyaz!

Üçüncüsü, "LITTLE MISS SUNSHINE"dır. Bu film Marcel Proust hakkında araştırmama, okumama sebep olan filmdir. İçinde hem çaktırmadan hem de çaktırarak da olsa eşcinsellikten bahseden bir filmdir. Tavsiye edilir.

Tavsiyelerim şimdilik bu kadar. :-)
Bir dahaki tavsiyeler'e kadar görüşmek üzere...

Murathan Mungan'dan "ERKEK" üzerine...

Unutma!.. hakiki erkek, yüzlerce erkekten meydana gelir.
Zaten bir zaman sonra, yüzlerce erkeğin sana verdiğini bir erkekten beklemeyecek kadar olgunlaşmış olacaksın sen de...
İşte o aradığın, o bir tek erkek, her zaman için hayali bir varlıktır.
Hiç olmamıştır...
Her erkekte, aradığın erkeğin yalnızca bir parçasını bulursun.
Gerçek bir erkek, Allah gibidir, her yerdedir ve hiç bir yerdedir.
Aşk da budur zaten!
Başka bir şey değil!
Aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç...

M. MUNGAN

Wednesday, 2 July 2008

Canlı Canlı

Dün akşam televizyonda zaplarken Kanal D'de "Canlı Canlı" diye bir program gözüme takıldı. "Neden takıldı?" diye hemen soruyorsunuzdur. Hemen açıklıyorum :) İzzet Yıldızhan diye bir şarkıcı ile röportaj yapılmış. O röportajdan "bu camiada da çok homoseksüel var!", "homoseksüel çok" gibi bazı başlıklardan alıntılarla "az sonra, az sonra"lar yapıp röportajı sunuyorlardı ki,habere gelindi ve en sonunda(yarım saat falan bekledim sanırım) izleyebildim. O kadar beklediğime de aslında pek değmedi. Beş dakika bile sürmeyen bir röportajı ballandıra ballandıra çok uzun bir şeymiş gibi hissettirdiler bana. İzledim. Zaten bildiğim şeyleri söyledi fakat kendi homofobikliğini de yoğun yoğun katarak derdini anlattı.

Aslında derdi de neydi tam olarak, bilemiyorum. Yeni bir albüm çıkaraktı belki, belki de dikkatleri üzerine çekmek istiyordu, belki tanıdığı erkek eşcinselleri söylememesi için aldığı para yetmiyordu(ne de olsa herkes şimdi ekonomimiz yüzünden sıkıntıda), belki de başka bir sıkıntısı vardı..bilemiyorum. Onu en iyi o röportajı veren bilecektir bence.

Söylediklerini tırnak içine alarak paragraf paragraf gideceğim.

"Homoseksüel çok" dedi. Ben de "hadi ya! Gerçekten mi? Biz de bilmiyorduk homoseksüellerin fazla olduğunu. İyiki söyledi de aydınlandık" dedim hemen içimden.

"Sanatçı da çok var(homoseksüel olan)" dedi. Homoseksüel'in işçisi, sanatçısı, marangozu, manavı, bakkalı, kasabı, sporcusu mu olur?! Yuh yani!.. Ne kadar kör cahil olduğunu buradan kısaca anlayabiliyoruz ama dahası da var. Bir şey bilmediğini, ezbere konuştuğunu da göreceksiniz.

"Yapımcı, yönetmen,vs...her yerde var!" dedi. Yukarıda yazdıklarımı tekrarlamak istemiyorum. :) Eşcinselin, homoseksüelin yapımcısı, yönetmeni gibi şeyler olmaz. Herkes heteroseksüel olabileceği gibi, homoseksüel de olabilir.

Biraz karışık olacak ama bu konuşma röportajcının "yapmayacağınız üç şey nedir?" sorusuna İ. Yıldızhan'ın "1.si homoseksüel rolde oynamam" demesiyle başlamıştır. Sanırım, şimdi konu biraz daha oturmakta :)

"1.si homoseksüel rolde oynamam" diyor bu zat. Tamam da sen sanki oyuncu musun, bunu söyleyebiliyorsun?! Pardon! Doğru ya..bizim ülkemizde herkes şarkıcı olabiliyor, şarkıcı olabildiği gibi hemen de oyuncu olabiliyor. O da ona güvenerek söyledi herhalde :) Bu cümleden çıkartabileceğimiz daha çok şey var aslında. Mesela, aslında bir oyunda ya da dizide rol almak istiyor ama teklif gelmesini bekliyor sanırım. Ayrıca, çok yarası var ki.. (herhalde) ilk o cevabı söyleyerek gocunmuş belli, bir homoseksüel rol teklifini de bekliyor aslında ve belki de oynayabilir.

Kalçalarına silikon yaptırmış bir de, bu beyefendi. Nedir yani bu? :-) Bu ne lahana turşusu, ne perhiz?!

Homoseksüel çevrem yok!

Röportajcı ile Yıldızhan'ın konuşması devam ediyor tabi.
"Benim homoseksüel çevrem de yok!" diyor ve arkasından "bazıları evli, hatta çocuğu/çocukları var" diyor. Bu adamın gerçekten kafası karışmış. Ne dediğini bilemiyor sanırım. Yardım alsa, iyi olacak galiba :-) Sonrasında da dayanamıyor ve "ben bu kişileri biliyorum kimler olduğunu. Siz(röpotajcı'ya söylüyor) bilmiyor musunuz ?" diye ekliyor. Şimdi abi tamam da bunun ne dediğini ben de pek anlayamadım. :-) Şaka şaka... tabiiki de çok iyi anlaşılıyor bu kişinin derdi. Hem homoseksüel çevrem yok diyor, hem de bu kişileri biliyorum diyor. Bu bir şeyi hem istemek hem de istememek gibi bir şey. Garip bir adam yani. Dikkatleri üzerine çekmek istediği belli. Parasız kaldı herhalde :-)

Bir insanın homoseksüel çevresi eğer yoksa, bu kadar şeyi nereden bilebiliyor?!.. İlginç!!! Bunlar zaten bilinen şeyler biraz da. Ama konuşulmak ve görünmesini istenilmediğinden pek gün yüzüne çıkmayan konular ve kişiler bunlar. Belki İ. Yıldızhan da gey..bilemiyoruz yani. Bir gocunma var, belli! Yarası olmayan kimse neden böyle bir cevabı ilk başta verir ki?! Ben olsam vermem. O konuda demekki o kişinin bir derdi var. Tekrar söylüyorum: derdi olmasa neden söylesin ki?..

Kadınlara yazık!

Ayrıca söylediği bir şey daha var. Röportajcı kadın ona bir şey soruyor ve "o zaman kadınlara yazık!" diyor. Arkasından da Yıldızhan şöyle ekliyor: "kesinlikle! Maalesef!" Eee, bu ne şimdi? :-) Hakkaten de bu adamcağız(!) bilmiyormuş. Bunları ben de biliyordum. Bunları bilmek için alim olmaya gerek yok. Azıcık duyarlı olursan, iş bitiyor. Ayrıca, neden kadınlara yazık olsun ki?! O durumda alan memnun, satan memnun, eğer biliyorsa iki taraf da adamın eşcinselliğini. Bilmiyorsa da sonuçta bu tür evliliklerden çok fazla var. Bu bizim dayatmalarımızla ilgili bir sorun. Adam evlenmek zorunda kalmıştır. O açıdan düşünen kimse de yok! Bu adam böyle konuşuyor "yazık" falan diye ama işin derinine inince olay değişir. Araştırsın bakalım, böyle konuşabiliyor mu?! Bilmeden sallamak o kadar kolay olur ki!.. Ben de o zaman söyleyeyim bir sürü şey müzik anlamında, sanat anlamında! Olmaz!.. Bir konu hakkında gerçekten yeterince bilgiye sahipsen konuşacaksın. Bilmiyorsan, boşuna başkalarının da aklını çelmeye gerek yok. Kendine bir topluluk yaratma çabasında bu kişi. Kasetleri satmıyordur da, ondan! Ne kötü be! Ne üzücü! Eşcinsellerin bu tür toplumlarda ne kadar çok sıkıntı çektiğini bilmiyor bu adam. Zaten bu tür tiplerden(oy toplayan) dolayı homofobi, mahalle baskısı ortaya çıkıyor ya!.. Yalan yanlış konuşan o kadar çok kişi var ki..say, say... bitmez!

Benim düşündüklerim bu kadar.
Sevgiler

Sunday, 20 April 2008

ANTİPATİ değil EMPATİ

ANTİPATİ değil EMPATİ

1.Sadece tabiatın desteklediği, ama ait olduğunuz insan türünün gözünde bir uzaylı ya da yaratık gibi algılandığınız cinsel kimlikle dünyaya geliyorsunuz.

2.Akla karanın henüz belirginleşmediği, ilerde bol bol anacağınız çocukluk yıllarınızı yavaş yavaş geride bırakırken ergenlik yıllarınızın, altını daha belirgin çizmeye başladığı aşk ve cinsellik gibi hayatın en can alıcı kavramlarıyla çoğunluğun onaylamayacağı bir biçimde tanışıyorsunuz.

3.Bir yanda çoğunluğun güle oynaya yaşadığı ya da desteklendiği, tek geçerlilik arz ettiğine karar verilmiş bir ilişki biçimi olarak zıtcinsellik sürekli gözünüze sokuluyor. Öte yanda son derece insani, sonradan adının aşk olduğunu öğreneceğiniz bir duygu yaşınızla birlikte hatlarını sivriltiyor ve muhatabına bile açılamadığınız ilk depresif kıpırdanmalar baş gösteriyor.

4.Duygudaşlarınızdan belli bir seviyenin üzerinde entelektüel ve bilinçli olanların kendilerini ifade ettiklerini görünce özgüveniniz yerine geliyor, ama onların nasıl aşağılandığını ve alaya alındığını görünce tekrar tüm karanlığı ve derinliğiyle ininizi boyluyorsunuz.

5.Ve tüm bu olumsuz şartlara rağmen sanata, modaya, estetiğe, felsefeye, politikaya…kısacası çoğu insani meseleye olan duyarlılığınız bile tırnak işareti içinde anlatılıyor.

6.Gazetelerde cinayete kurban gitmiş daha talihsiz bir eşcinselin katili ‘eşcinseldi, hakim bey’ diyerek öldürme özgürlüğü istiyor; ama siz sevme-sevilme özgürlüğü isteyemiyorsunuz. Çünkü Türkiye hazır değil!

Türkiye neye, ne zaman, nasıl hazır olacak? Anlamak mümkün değil.

HETEROSEKSİZMİN...

HETEROSEKSİZMİN KARANLIĞINDA CİNSEL AZINLIKLAR

Bu hassas konunun bencesi sencesi yoktur. Eşcinsellik ne sapkınlıktır, ne tercihtir, ne hastalık, ne özgürlükçü bir akım, ne de komedi. Tabiatta tüm canlı organizmalarda (bitkilerde bile) belli oranda rastlanan, tıpkı zıtcinsellik gibi doğuştan oluşagelen bir durumdur. Ataerkil kaygılardan dolayı, yaygın inanışlarla (sadece destekleyici rol oynayabilecekleri unutularak) sebep gösterilen gerekçelerin giderilmeye çalışılması bu realiteyi değiştirememiştir. Hayatı, tabiatı, uzayı anlamaya çalışan zeki insanların önerdiği ve dünya sağlık örgütünün de 1973’de kabul ettiği gibi normaldir. Ahlak, kanun ve organize-din gibi insan eseri dogmalar, tabular er ya da geç tabiatın dinamiklerine yenik düşecekler ve sevgi egodan arınmış, sınır tanımayan haliyle haklı çıkacaktır. Çünkü sevginin haklı çıkmak gibi bir derdi yoktur.

Eşcinsellerin mutsuzlukları kesinlikle içerden kaynaklanmaz, ana şalter dışardadır. Toplumun ve onun onaylanma saplantılı sözde aydınlarının cehaletinden kaynaklanır. Mutsuzlukları, genel önyargıların doğurduğu ana mutsuzluğun eklentileridir. İnsan dediğimiz varlığın zaten kainatta toz zerresi kadar değeri yokken ‘yaşamadım, bu konuda olumsuz bir şey söyleyemem’ diyemeyenlerin mengenesinde sıkışan onurları, ötekileştirilerek ele alınışları İngiltere başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde ciddiye alınarak psikolojik travmaya sebebiyetten ırkçılıkla eşdeğer görülüp yedi yıl hapisle cezalandırılmaktadır. Gelelim cinsel yönelimlere: 1- Zıtcinsel, 2-Biseksüel, 3-Eşcinsel...Cinsellik bundan mı ibaret sanıyorsunuz? Göğüs ve beden tektir ama içinde yaşayan ruhlar ne iki ne de beştir; saymakla bitmez. İnsanoğlu yüzlerce katmandan oluşan bir soğana benzer. Mevsimler yaz ve kıştan, renkler siyah ve beyazdan ibaret değilse cinsellik de kadın ve erkek ilişkisinden ibaret olmayacaktır. Size ezberletilenleri kendi özgürlüğünüz için unutmalısınız. Dünyada kaç tane insan varsa o kadar cinsel kimlik vardır.

Haddinin hududunun saptanması gereken bir modernite sorunsalı gibi algılanmayıp, (Leonardo Da Vinci, Shakespeare, Michelangelo, Oscar Wilde, Platon, Sokrates, Aristo, Tschaikovski, Beethoven, Rimbaud, Marcel Proust gibi) mensuplarının hatırı sayılır kısmı incelendiğinde her birinin tanındığı alana ismini altın harflerle yazdırmış olması homofobiklerin aydınlanmasına yetecektir ki: Her şeyin ters gittiği dünyada eşcinsellik şeffaflık kültürünü tanrılaştırabilecek, ekonomiden ölüm teknolojisine, eğitimden sanata, dincilikten dindarlığa, medyadan toplumsal rollere, azınlık-çoğunluk ilişkilerinden siyasi konulara, kısacası bütün bir sömüren-sömürülen hattında insanlığın değer yargılarını zincirleme düzeltebilecek potansiyele sahip, tarih kadar eski bir gerçektir.

Bizim kültürümüze ters diyerek cümleye başlayan adamı nasıl aydınlatmalı? Eşcinselliğin ne belli bir adresi, ne belli bir mesleği, ne belli bir ırkı, ne belli bir çağı, ne belli bir kültürü, ne belli bir kavmi, ne belli bir mezhebi, ne belli bir ekonomik sınıfı, ne de belli bir ülkesi vardır. Tıpkı zıtcinsellik gibi, tabiata ve hayata özgüdür. Daha doğrusu cinselliğin canlıları sınıflandırmak gibi bir meselesi yoktur. Cinsel sınıflandırma, insan denen varlığın bu konudaki düşünsel başarısızlığını itiraf ediş biçimi; skaladaki sonsuz renk katmanını ikiye indirme çabasıdır.

Tam da toplumun istediği gibi eşcinsel kimliğini bastırmayı başarmış bir erkek fiziksel olarak yüzlerce kadınla da beraber olsa duygusal orgazm potansiyeline sahip olamayacaktır. Cinsel kimlikte belirleyici unsur seks değil, duygusal-ilgisel yönelim alanıdır. Bu konuyu değerlendirirkenki tutumlarından da anlaşılacağı üzere aklı fikri sekste olanlar aslında heteroseksistlerdir.

İstisna öyküler yok değildir. Eşcinsel deneyimler sonrası biri ilerde evlenip çoluk çocuğa karışmış olabilir. Burada ‘bak, evlendi mutlu oldu’ gibi toplumsal mesaj kaygılı bir çarpıtmayla heteroseksizmin ateşine kömür atıp eşcinselliği yakmak, yok etmeye çalışmak yerine o kişinin aslında biseksüelliğe yakın olduğunu görebilmek, cinselliğin kaygan zeminli bir kavram olduğunu ispatladığını anlayabilmek gerekir. Tıpkı cinsel yönelim özgürlükçülerinin anlatmaya çalıştığı gibi. Çünkü tam tersinin yaşanmış olduğu öyküler daha fazladır: Dünyayı karşısına almak gibi algılayıp korkan, yeterince bilinçlenmemiş eşcinsellerin psikolojik baskı altında evlenip, sonradan boşanarak 40’lı yaşlarında mutluluk trenini yakalamaya çalıştığı öyküler çok daha fazladır.

Biyolog Kinsey'nin araştırmalarına göre dünya nüfusunun en az %80'i zıtcinsel ve bu oran her çağda aynıydı ve hiçbir zaman değişmeyecek. Eşcinselliğin yaygınlaştığı falan yok, dünya nüfusu arttığı ve insan haklarına dair kanunlar kendini ifade etme özgürlüğü getirdiği için homofobik insanlar eşcinsellik yayılıyor sanıyorlar. Kimse ait olmadığı bir cinsel tabiatı teşvikle destekle yaşayamaz. Öyle olsaydı önce eşcinseller karşılarındaki homofobik güruhtan etkilenip değişirlerdi. Daha demokratik şartlarda yaşayan eşcinsel çiftlerin yasal haklarıyla edindikleri evlatlarının büyüdüklerinde karşı cinse ilgi duymaları da göstermiştir ki eşcinsellik yayılır-bulaşır-özenilerek alışılır birşey değildir. Bu da hastalık olmadığının kanıtlarındandır.

Kapitalist, günü kurtarmacı liberal dünyanın güçlü birer parçası olmalarına rağmen cinsellik konusunda bilimsel, serinkanlı, olgun ve devrimci yaklaşımları alkışlanması gereken dürüst ve tek yüzlü ülkeler bu konuda kendilerine dil uzatan cahil ve ikiyüzlü ülkelere ne deseler azdır. Çünkü komik olan, günah keçisi yaratmak ve tüm komplekslerini, tüm hırslarını o keçiden çıkarmak değil midir? Bir güruhun içindeyken dalga geçenlerden yana olup, yalnız kalınca tecavüze kalkışan ya da ona çanak tutan toplum değil midir asıl aşağılanması gereken?

Muhafazakar çevreler kaygılansalar da bilim dünyasının eşcinselliği normal kabul etmiş olmasındandır ki artık heteroseksüelliğin de oluşum dinamikleri mercek altına alınmış bulunmaktadır. Mantık ve matematiğe kafası basan herkes için sonuçlar kaygılandırıcı değil, eğlendirici olacaktır.

İki hetero yanyana kendilerini sorguladığında ruhsal ya da bedensel hoşlandıkları ya da hoşlanmadıkları şeyler o kadar farklıdır ki. 6 milyar insanı sorguladığınızda ise sorularınıza alacağınız cevapların farklılığı milyarlarca kat artacaktır. Bu durum, cinselliğin sınıflandırılmaya ya da kalıplara oturtulmaya müsait bir kavram olmamasından ileri gelir. Şu ya da bu ahlak anlayışının avukatlığına soyunanlar, cinselliğin okyanusuna girmek için soyunmaktan korkanlardır!

Sürdürülen önyargılı tutumlarda es geçilen bir diğer ayrıntı da hem kadınlık hem erkeklik organı olan çift cinsiyetli hermafroditlerdir. Tam da bu ayrıntının es geçilmişliğine tekabul edercesine erkeksi / kadınsı kavramlarını tabiat değil, insan yaratmıştır. Oysa erkeksi ya da kadınsı olmanın nerede başlayıp nerede bittiğini belirlemek imkansızdır. Bu nüansı yakalayamayanlar cinselliği karmaşık bir kavram gibi algılayıp, kalıplara oturmayanları bu karmaşaya sebep olmakla suçlayarak cezalandırmak isterler. Algıda seçicilik oyunu oynarsak, dünyadaki eşcinsel ve zıtcinsel oranı yer değiştirseydi bu sefer heterofobiyle uğraşmak zorunda kalınabilirdi. Bu yüzden en iyisi vizyonumuzu bütün cinsel fobilerden temizlemek; aslolanın insan olduğunu, insanın insandan başka hiçbirşeye inanmaması gerektiğini savunmaktır.

Sadece seks üzerine kurulu bir ilişki yaşadığında bir kadın ve bir erkek de hoş karşılanmaz. Eşcinselliğin sadece seks üzerine kurulu bir ilişki biçimi olarak algılanması -seks eyleminin tıpkı zıtcinsellikteki gibi onlarca paylaşımdan sadece birisi olduğu gerçeğini ıskalamak- belki de eşcinsellere karşı tüm yanılgıların ve önyargıların temelini oluşturuyor. Kaldı ki, seks üzerine kurulu bir ilişki yaşamak da hangi cinsel kimlikten olursa olsun herkesin hakkıdır: Bunun adı ahlaki çöküş değil, tam tersi; görecelikler üzerinden algılayış farklılığı ve ayağa kalkıştır.

Saturday, 19 April 2008

Marcel Proust

Söyleyecek o kadar çok şeyim var ki,
dalga dalga hızla geliyor.

Proust

artık "kısa" cümleler kuruyorum

artık kısa cümleler kuruyorum

-su gibi duru olup hep akmaya-
-başka sular tanıyıp çoğalmaya-
-dalgalanmaya, taşmayaa-
-artık kısa cümleler kuruyorum-
-sevdiklerim, sevmediklerim yanımdaaa-
-hayatıma giren herkese, yaşanmış herşeye-
-teşekkürler, büyüyorum sizinle!-

Monday, 24 March 2008

Oza

Suçlayamam bırakıp gittiğin için
beni
şükürki girdin yaşamımıza
selam Oza...

Saturday, 12 January 2008

I couldn't take it anymore

I couldn't take it anymore

When I was 13 years old, I started going to a very small school with about 20 students. On my first day I overheard remarks like “Oh he’s gay.” I think the other students knew I was gay because I was from a group home for gay and lesbian foster youth called GLASS (Gay and Lesbian Adolescent Social Services). The next day, someone asked, “Are you gay?” I had accepted myself and come out to the people at my group home, but I didn’t know how the students at my school would react if they knew. At my previous school, some of the kids had fought me and called me names because I was gay. So I said “no” and someone from behind me who also was from GLASS said, “Don’t lie. Tell them you’re gay.”

The next day on the bus the same boy who had asked me if I was gay threw a marker at me. I got out of my seat and hit him and we started to fight. After what felt like two minutes, two kids broke up the fight and we both got sent home for two days. I thought the fight would make the boys back off, but when I got back to school nothing had changed. For the next year and a half I felt that I was going through a maze, no matter where I went at school I could not escape being picked on because I was gay.

There were six gay kids at my school at the time, three boys and three girls from GLASS. The other gay boys were also getting harassed. They wouldn’t say anything; they’d just roll their eyes and ignore the kids. But something inside of me had to prove that I was not afraid of them. I had so much anger from my past. Growing up I had to stand up to a lot of people, like my family and foster parents who didn’t treat me right, so I did not feel threatened by anyone. When someone would call me a name I’d say something back like “f--- you!” or “Shut the f--- up!” We’d get in each other’s faces and argue and get in-school suspension.

He taunted me under his breath

Illustration by Brian Lopez-Santos, 16, Marshall HS
One day a boy who was always saying stuff was on the other side of the classroom and I heard him say “faggot,” “gay boy” and “fruitcake” over and over. When I looked up he would look away. The teacher said to him, “Get back to work.” But the boy kept calling me names so I said “Shut the hell up” and he whispered under his breath “fag.” I was so mad I picked up a stapler off the teacher’s desk and hit his arm.

Instead of suspending me, the teacher sent me upstairs to the conference room for the rest of the day. I felt that he knew that I knew what I did was wrong, but being on in-school suspension was enough punishment because I was being teased every day, and he was trying his best to keep me from getting into trouble at school and at home.

When the teachers caught the boys picking on me, they sent them to the dean’s office and gave them in-school suspension. But they would catch them only some of the time. My counselor helped, too. She would talk to them and at first they would leave me alone, but a couple days later they would bother me again.
During lunch and sometimes during class I would talk to my teacher’s aide, Michelle. I felt comfortable around her because she could always tell if there was something wrong with me and she would listen. When I talked to her about the teasing and said that I was getting tired of it, she would tell me that the teachers were doing all they could to make the name-calling stop. It seemed like the teachers were taking small steps, but still, it wasn’t enough.

Others before me had fought for gay rights

I started to hate all the boys. Sometimes I wished that I had never come to my school. Then a few months later my group home showed us a movie about the Stonewall Riots. Back in the 60s, police officers in New York would go inside gay bars and beat up gay and transgender people and arrest them just for being gay. Lesbian, gay, bisexual, transgender and queer (LGBTQ) people got tired of all the madness. They felt they deserved the same respect and rights as everyone else. So in 1969, they protested and fought against the police and started riots. Seeing what they had to go through to demand respect, that’s what I felt I was going through, having to fight for respect. Watching them standing up for their rights, I felt I should do the same. But what I’d been doing, standing my ground by going to a teacher, wasn’t working.

One day during elective this boy said, “fag.” I got out of my chair and flung some checkers in front of him. Then I walked out of the classroom and went upstairs to talk to my counselor because I was fed up. I felt like I was inside a videogame and whoever could make me go off the most wins. I told her about the other boys bothering me. She said she would talk to them.

It seemed to help. Two weeks went by and no one said anything to me. Then two or three new kids came to the school. The new kids started talking mess and saying their little remarks, too. One of the new kids said to my friend, who is a boy who dresses as a girl, “Man, that’s nasty.” We exchanged words and got into a fight. Next thing I knew I was getting carried out of the classroom by the teacher.

A week later, Christina, one of the staff at my after-school program for the kids at GLASS, asked how school was going. I told her about all the things that were going on. I hadn’t told the staff at GLASS because I didn’t think GLASS could do anything since it was a school issue. She said gays and lesbians have rights. She said that what was going on was called sexual harassment and that I could press charges against the kids, or on the school if the teachers and administrators weren’t doing anything about it. She gave me a paper that listed what qualified as sexual harassment, such as touching someone who doesn’t want to be touched, talking to somebody in a sexually inappropriate way and saying inappropriate things. Having that paper in my hand made me feel empowered.

At school the next day I showed my counselor the paper. She was very supportive. She had two police officers come to school and talk to the kids about sexual harassment. As soon as the officers said that gays could press charges, all the kids stopped goofing off and listened. It made me happy to see the looks on the boys’ faces. It was like I was finally getting back at them, but in a different way. The next week, the staff at my school came to each classroom and announced that if anyone was caught sexually harassing someone, they could be suspended, expelled or have charges brought against them.

Things didn’t change overnight, but they did eventually get better. The kids didn’t get the point until the administration started sending kids home and they saw the school was serious. It took about three months for everyone to come around and when they did, everything was cool. The boys began to talk to me. They even started calling me their homeboy. At first I thought, “Is someone trying to play a joke on me?” but they kept on saying it. After awhile I let go of my anger and decided that I was going to give this a chance and get to know the other kids. I thought that if I stayed mad, I would keep them mad and there would have been no point in going through all that I went through to make a change. I thought it would be a lot better if they got to know me and the other gay kids because then they would know that it was OK to be friends with someone who is gay.

Gay or straight, we had a lot in common

We started to hang out at school and at the park during P.E. We would talk about what we did over the weekend and what we were going to do the next weekend. Being gay doesn’t make me any different from other kids. We all do the same things, like go to the movies and the mall, so I had a lot in common with most of them.

Now they are my homeboys. Sometimes we slap box (play fight). They hang out with us at the bus stops. We show them photos of us and our gay friends. I feel more comfortable knowing that I’m accepted. I do things I wouldn’t do before, like wear a rainbow necklace or bring pictures of myself with my boyfriend.

I used to think they were savages, but now that I’ve gotten to know them, I see that they are different people than they were before. I think they were acting like that because they thought somebody would say that they were gay if they hung out with us. This goes on everywhere and it’s unnecessary. Why care if somebody thinks you’re gay or not? If you know you’re not, you shouldn’t care about what other people think. If they want to make a big deal about it, then that’s somebody you shouldn’t be hanging around.

The school has gotten a lot of new kids since then, but everyone gets along now. Some people say things here and there but the teachers are on it right away, telling them that it is not OK and sending them to the dean’s office. I know that things are not going to go back to the way they were. I’m glad that the kids at school can see the gay kids for who they are.

When I was younger I felt that everyone was my enemy. Now that I’m older, I know that not all straight people are bad. A lot of people support me, like the staff at my group home, and not all of them are gay. The same with the kids at school. They hang out with me and they’re cool. They’re not bad people.

I feel good about the changes at my school. I am not happy about how long it took, but I’m happy knowing I can come to school without being picked on. Everyone should be given respect no matter who you are, how you look or how you act. You can’t judge someone just by the way they look. You have to get to know them.