Sunday, 21 December 2008

Hiperseksüalite-satiriasis & nemfomani

Hiperseksüalite nedir? Nip/Tuck hakkında araştırma yapıyordum, Wikipedi'de karşıma "hiperseksüellik" kavramı çıktı ve hemen araştırdım. Sizlerle de paylaşmak istedim.
Buyrunuz efendim... :)
Alıntıdır; ekleyeceğim bilgiler.



“Kendimi seks yapmaktan alamıyorum. Günün her saati aklımda cinsel fantezilerle bir kadını düşlüyorum. Büyük bir sıkıntı içindeyim. Cinsellikten başka bir şey düşünemiyorum. Artık işlerimi de aksatmaya başladım, arkadaşlık ilişkilerim zarar gördü ve yaptığından suçluluk duymaya başladım. Sabah başka, öğlen başka bir kadınla beraber oluyorum, sonra da akşam evime gidip eşimle birlikte oluyorum. Toplumda çok zor durumlarda kalıyorum, insanların içimdeki bu arzuları fark ettiğini düşünüp kimsenin yüzüne bakamıyorum, bunu saklayamıyorum. Ailemle veya dostlarımla vakit geçirmek yerine hangi kadınla birlikte olsam düşüncesinden kendimi kurtaramıyorum.”

Satiriasis – Erkekde Cinsel Doyumsuzluk - Hiperseksüalite


Cinsel davranışın ifade edilmesi, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkilerin karşılıklı etkileşimlerinin karmaşık bir sonucudur ve dinsel, tıbbi, kanuni ve sosyal açılardan daima değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. Fakat cinsel davranış ile ilgili kavramların kullanımındaki bilgisizlik, özensizlik ve bu konuda sorunu olan kişiler hakkında sistematik araştırmaların olmaması bu değerlendirmeyi zorlaştırmıştır. İnsan doğasının bir parçası cinsel arzuların baskılamaması gerekir fakat tüm zamanını ve enerjisini cinsellik için tüketen kişiye; kanunlar karşısında sorun yaratan, fiziksel, ruhsal, zihinsel sağlığı tehdit eden aşırı cinsel arzuları kontrol ve zararsız bir şekilde ifade edebilmesi öğretilmelidir.

Kadından kadına koşan, sürekli sevgili değiştiren erkeklerin yani moda deyimle playboyların, gerçekte, kökleri çocukluğa kadar inen büyük sorunları olduğunu düşünürüm. Bu tür erkekler çok sayıda kadınla cinsel ilişki kurarak cinsel güçlerinin çok fazla olduğunu kanıtlamaya çalışırlar. Böylece zafer kazanmış gibi görünürler ve bu yolla altta yatan aşağılık duygularını saklamaya çalışırlar. Yalnızlık, öfke, kendine karşı duyulan nefret gibi duygularla yüzleşmek yerine bunlardan kaçan playboylar seks ve aşkı aradıklarını söyleseler de aslında seksi ve aşkı zamanlarını öldürecek birer nesne haline getirerek kendi yaşamlarını ihmal etmektedirler. Ne gariptir ki psikiyatristler de playboyların içinde, bilinçdışı homoseksüel eğilimlere karşı savunma olarak gelişen bir kompulsiyon yani zorlantı olduğu kabul ederler. Bir başka çelişki de cinsel yönden doyumsuz erkeklere gelişmekte olan ülkelerde ve daha çok alt kültürde rastlanıyor olmasıdır. Çünkü gelişmekte olan ülkelerde ve alt kültürlerde iş dışında kişinin zevk alınacağı imkanlar yoktur ve bu yüzünden cinsellik çok abartılı algılanır. Hiperseksüalite, her sosyo ekonomik düzeyde, her gelir grubundaki insanlarda görülebiliyor olsa da, Dr.Kraft Edbing cinsel duyguları fazla olan kadınlara sosyoekonomik yönden iyi olanlar arasında rastladığını, cinsel duyguları fazla olan erkeklerde ise sosyoekonomik yönden kötü olanlar arasında rastlandığını söyler. Yani bu durumda ülkemizdeki playboyların samimi olmadıkları da ortadadır. :))

Hiperseksüalite terimi ilk olarak John F.Kennedy'nin ‘‘dört saat seks yapmadan duramam’’ sözüyle gündeme geldi. O dönemde böyle bir hastalık bilinmediği için ancak yıllar sonra tanısı konabildi. Kennedy hiperseksüel bir erkekti. Kardeşi Edward Kennedy'nin seks bağımlılığı ise sevgilisiyle kaza yapınca ortaya çıkmış ve siyasi hayatı sona ermişti. Hasta olduğunu ve tedavi gördüğünü açıklayan bir diğer ünlü de Michael Douglas’dır. Ve bu yüzden son evliliğini yaparken eşini aldattığı takdirde büyük tazminat ödemeyi kabul eden bir anlaşmayı imzalamak zorunda kalmıştır.

Dünyada birçok erkek için hiperseksüellik övünç duyulacak bir durumdur. Bu sayede bir çok kadın ile birlikte olurlar ve iktidarın kendilerinde olduğunu düşünerek tatmin olurlar. Fakat günümüzde normalin dışı bir durum olarak kabul edilen hiperseksüalite psikolojik bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Peki nereye kadar çapkınlık, nereden sonrası hastalık olarak kabul edilmelidir. Uzmanlara göre bu sınır, yani hiperseksüalite sınırı, altı aydan uzun bir süre tek eşli ilişkiye dayanamamadır. Erkeklerde görülürse adına “satiriasis”, kadınlarda görülürse adına “nemfomani” denmektedir.

Satiriasis Nedir?
Konumuz satiriasisi biraz daha açarsak, doyumsuzluğa varan aşırı seks düşkünlüğüdür. Cinsel duygu ve isteklerin kişiyi köleleştirmesidir. Argoda “azgınlık” olarak tanımlanır. Güncel bilimsel tarifi ise seksle ilgili düşünce ve eylemlerde ilerleyen bir ilişki bozukluğu sonucu denetimsiz cinselliktir. Tek bir eşle yetinemeyen, normalin üzerinde cinsel ilişki kuran ve seçici olamayan bu erkekler genellikle sürekli bir ilişkiye sahip değildir. Farklı eşlerle yineleyici cinsel etkinliklere girme dürtüsünü yenemedikleri için bu hastalık bir çeşit bağımlılıktır ve diğer bağımlılık özelliklerini sıklıkla taşır. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi kişinin itibarını, prestijini yok eder. Yani bağımlı erkek ve yakınları üzerindeki hastalığın olumsuz etkileri gün geçtikce ağırlaşır ve tüm bağımlılıklarda olduğu gibi aynı duyguyu ve tatmini sağlamak için gittikçe hiperseksüel davranışın şiddetini ve sıklığını artırmak gerekir. Çünkü bilindiği gibi bağımlılıklarda tolerans gelişimi kaçınılmazdır. İşte bu nedenle erkeğin cinsellikle ilgili düşünceleri sürekli beyinde bulundurduğu ve cinsellikten başka hiçbir şeyle ödüllendirilmeyeceği mesajlarının verildiği bir hastalıktır. Psikiyatri tanı kitapçığında ise bu hastalık "başka türlü sınıflandırılmayan seksüel bozukluklar" başlığı altında "art arta sıralanan, sadece kendisi için bir araç olarak görülen partnerlerle yineleyici şekilde cinsel ilişkilerden kaynaklanan rahatsızlık" olarak tarif edilir. Hastalığın tarifi konusunda son olarak; üzerinde kesin bir fikir birliği yoktur ve bu nedenle tarifler değişmektedir.

Hiperseksüel erkek kendi sosyal konumuna, saygınlığına, bulunduğu ortama uygun olmayan cinsel ilişkilere sık girer ve hayatı boyunca beraber olmayacağı insanlarla birtakım cinsel ilişkiler yaşar ve zamanla bundan suçluluk duymaya başlar. Ciddi sağlık problemleri, maddi sorunlar, parçalanmış ilişkiler ve hatta tutuklanma gibi ağır yasal sorunlarla karşı karşıya kalmasına rağmen sürdürülen seks bağımlılığı kişiyi intihar düşüncelerine kadar götürünce bir hekime başvurulur. Kişi seks bağımlılığını genellikle aradan geçen 6-7 yıl sonra anlar ve "ne yapayım, bende seks bağımlılığı var, kendime hakim olamıyorum, herkesten daha fazla ihtiyacım ve seks gücüm olduğu için yapıyorum"ları bir yana bırakıp hayatını kötü etkilemeye başladığı için tedavi olmaya razı olur.

Uzmanlarca ülkemizde hekime başvuran her yüz erkek hastadan en az üçünde görüldüğü ifade edilmektedir. Kadınlarda ise bu oran yüzde bir gibi daha azdır. Hiperseksüalite 25-50 yaş grubu arasında görülür.

“Jupiterisme” yani Yunan mitolojisinde devamlı her çeşit kadınla seksüel temasta bulunan Olimpos baş tanrısı, "Don Juanism” ve “Kazanova” satiriasisin bir dereceye kadar hafif şekilleridir. Hepsinde oedipus kompleksine karşı bir saplantı vardır ve adeta bir zamanlar sevmiş olduğu ana hayalini aramaktadırlar.

Hiperseksüel erkeklerin kişilik yapıları incelendiğinde, narsistik yapı, kendine hayran olma, kendini büyük görme ve bağımlı bir kişilik yapısı görürüz. Çabuk demoralize olan, sıkıntıya gelemeyen ve sıkıntısını giderme adına sürekli arayışlar içinde olan insanlardır. Karşısındaki insanı 15 dakikada göklere yükseltip ardından on gün sonra da yerin dibine geçirebilirler. Hayata bakış açıları genellikle karamsardır ve kendini acındırma gibi bir ruh hali içindedirler. Hemcinsleriyle araları çok kötüdür. İlgilendikleri tek konu pornografidir. Seksüel eylem ön plandadır. Erkek için o kadının güzelliği, çekiciliği önemli değildir. Mühim olan eylemdir.

Erkek cinselliği bilinmeyenlerle doludur. Sevişmeden büyük zevk alan her erkek, “tek bir çiçekle hayat geçmez” diyerek sürekli sevgili değiştiren ya da partnerini aldatan diğer erkeklerin ruh hali de satiriasis veya seks düşkünü olarak görülmemeli fakat bu tür davranışlar da cinsel yaşamın normal ölçülerinin aşılmış olduğu şeklinde değerlendirilmelidir.

Son yıllarda satiriasisin üzerine olan medya ilgisinin haricinde toplumsal ilgide artmıştır. Ancak aşırı seks düşkünlüğü büyük ölçüde toplumsal ve kültürel ölçütlere bağlı olarak değiştiğinden bu konuda çok nesnel değerlendirme yapılması zordur. Neyin normal veya uygun bir cinsel davranış olduğu yaşanılan toplumsal kültüre göre çok değişeceğinden satiriasis kavramı büyük ölçüde kültüre bağlıdır ve yalnızca cinsel eylemin miktarına göre değerlendirilemez.

Aşırı seks düşkünlüğü erkekteki cinsellik dışı tüm duyguları baskılar, iradeyi, aklı ve ahlaki değerleri ayaklar altına alıp, kişiyi yalnızca kadınların peşinde koşan bir hale getirir. Orgazmla birlikte gelmesi gereken rahatlama ve gevşeme olmaz ve cinsel gerilim hali sürer. Orgazm anında normal insanlar kadar büyük bir coşku da duymazlar ve doruk noktaları çok yüksek olmadığı gibi ardından gelen rahatlama da çok yetersizdir.

Aşırı seks düşkünlüğü bazen telefon seksi, cd filmler, eskort servisleri kullanma, bilgisayar pornografisi vb. aşırı derecede pornografik materyal kullanılarak devamlı masturbasyon yapmakla sınırlı kalabilir. Bazen de, saldırganlık, teşhircilik, çocuk tacizleri, tecavüz gibi yasal olmayan yollara uzanabilir. Ve hatta bu durum bazen o denli ağır olabilir ki, toplumun korunması için bu bireylerin hapsedilmeleri gerekebilir.

Satiriasis Nedenleri
*Çocukluğun sevgisiz ve güvensiz bir ortamda yaşanmış olması,
*Ruhsal bozukluklar,
*Manik depresif ataklar,
*Kalıtım yani genetik faktörler,
*Organik beyin hastalıkları,
*Kleine-Levin Sendromu,
*İç salgı bezleri düzensizlikleri vb.

Çocukluğunda sevgisiz ve güvensiz bir ortamda yaşamış hiperseksüel erkekler çocuklukta bulamadıkları ruhsal ve bedensel sıcaklığı sürekli değişen eşlerde ararlar. Bu nedenle gerçek doyumu bulamazlar. Çocukluktan gelen bu güvensizliğin şaşmaz belirtilerinden biri olarak sürekli kendilerini kanıtlamak ve yeni kadınlar fethetmek gereksinimi duyar. Bu nedenle bu bağımlılık kötü bir çocukluk geçirmiş, parçalanmış aile ortamında büyüyen insanlarda daha çok görülür.

Satiriasis Benzeri Durumlara Yol Açan Nedenler
Erkeklerde yaş dönümü yılları, hormonal dengesizliklerin yarattığı ruhsal bozukluklar ve bunalımlar, şizofreni, mani gibi dürtü kontrolünün kaybolduğu psikotik durumlar, borderline kişilik bozuklukları, amfetamin veya kokain gibi ilaçlar ve uyuşturucular, kafa travmalarından sonra özellikle frontal lob hasarları, temporal lob epilepsileri, genital egzema vb. durumlarda da hiperseksüalite davranışları görülebilir. Bu tür davranışlar satiriasis sayılmaz.

Partnerim Bir Satiriasis mi?
Bu yazıyı okuduktan sonra bazı kadınların akıllarını bu soru kurcalayacaktır. Rahat olun ve hemen panik yapmayın. Aşağıdaki soruların yanıtlarının çoğu “evet” ise bir hekimle danışma görüşmesi yapabilirisiniz: Cinsel ilişki sıklığı ve içeriği onu tatmin etmiyor mu veya daha fazlasını istiyor mu? cinsel isteklerine “hayır” denildiğinde çok öfkelenir mi? Maddi açıdan rahat mı? Sizinle seks yapmak konusunda bazen aşırı istekli bazen de isteksiz mi? Cinsel konularda görüş ayrılığınızın olduğu tartışmalarınız sık mıdır? Kendini ifade etmede ve duygusal açıdan yakın olmakla ilgili bir sorunu var mıdır? Cinsel ilişkiniz sırasında kendinizi yalnız hisseder misimiz? Pornografik içerikli yazılı veya görsel yayınlardan oluşmuş bir kolleksiyonu var mı? Partnerinizin iş haricinde çok boş zamanı mı var? Evdeki ruh hali seks yapıp yapmamasına göre değişir mi? Mizacı her an değişebilecek bir yapıda mı? Kendine hayran olma veya kendini büyük görme eğilimi var mı? Çocukluğunda duygusal, fiziksel veya cinsel anlamda bir istismara uğramış mı? Bazı günler kendini öfkeli, yalnız ve yorgun hissediyor mu? Çabuk demoralize olur mu? vb.

Tedavi
Satiriasisin tedavisi zordur. Bu hastalarda önce dengeli bir ruh hali yaratmak gerekir. Sıkıntıyı gidermek için birtakım ilaçlarla tedavi ve ardından cinsel terapi uygulamaları gerekir. Tedavi minimum altı ay sürer.

Satiriasis Hakkında Bilinmeyenler
*Dr.Kraft Edbing cinsel duyguları fazla olan kadınlara sosyoekonomik yönden iyi olanlar arasında rastladığını, cinsel duyguları fazla olan erkeklerde ise sosyoekonomik yönden kötü olanlar arasında rastlandığını söyler.
*Bazı psikiyatristler tarfından satiriasisin, bilinçdışı homoseksüel eğilimlere karşı savunma olarak gelişen bir kompulsiyon yani zorlantı olduğu kabul edilir.

Kaynak: http://www.yasamdersleri.com/yazi.asp?id=1659

Yaratıcı Fikirler Yarışması!!!

Merhaba tekrar!..

Dünya bankasının finansal desteğiyle yapılan bir yarışma var arkadaşlar. Katılmak isteyen falan olursa, buraya gözü ilişen, şöyle bir bakanlar için bu bilgiyi eklemek istedim. Her türlü bilgi sitede yer alıyor. İnceleyin, fikriniz olsun. ;-)

www.yaraticifikirler.org

Mamma Mia müzikali'nden bir parçayı da dinleteyim size :)
Meryl Streep'ten...

Türkiye'de Eşcinsel Olma (halleri)




"EŞCİNSEL OLMA HALLERİMİZLE BİRLİKTE TOPLUM DA DÖNÜŞÜYOR"

Bu başlık altında BirGün gazetesinde Türkiye'de eşcinsel olma halleri ile ilgili bir haber çıkmıştır. Bilginize.
Buyrun link: :)

http://www.birgun.net/life_index.php?news_code=1229477976&year=2008&month=12&day=17

Sürpriz! :)

Kaos Genç!

Merhabaaaa..

Kaos Gl'yi bilirsiniz hepiniz. Son zamanlarda Kaos, Kaos Genç diye bir grup oluşturdu ve tempolu bir şekilde çalışmalarına devam etmekte. Sizi de -eğer duymadıysanız- bilgilendirmek istedim. :)

Bu link'ten son yapılan çalışmayı ve gelecekteki projeleri inceleyebilirsiniz.
Buyrun: http://www.kaosgl.org/node/2263

Tuesday, 25 November 2008

Kondom!

Blog'umu takip edenler, şöyle bir göz atanlar,
size kendimin de içinde bulunduğu bir kampanyadan bahsetmek istiyorum.
BİR GENÇLİK HİKAYESİ!

Nedir bu "bir gençlik hikayesi" ? Hemen açıklamaya başlayayım. 1 yaşını doldurmuş, CİNSEL SAĞLIK-ÜREME SAĞLIĞI başlıklarını içeren bir gönüllü kampanya. UNFPA(TURKEY) ve HABİTAT İÇİN GENÇLİK DERNEĞİ öncülüğünde devam etmektedir.

Dünyanın ve Türkiye'nin ilgilendiği konular çok farklı ama bizler hep bu konuyu unutuyoruz bence. Aslında en önemli şeylerden biri: cinsel sağlık-üreme sağlığı. Hep kaçıyoruz konuşmaktan, dile getirmekten...nedense?! Böylece kocaman bir TABU haline getirdik cinsel sağlık konusunu. Bugünlerde Tuğba Ekinci'nin "Kondom" şarkısını indirdim-internet'in bir güzelliği:download :) O şarkıyı dinliyorum ara ara. Bence çok güzel ve çok da anlamlı bir şarkı. Ama biz bunu da ti'ye alıyoruz, .iklemiyoruz yani(amiyane tabirle).

"Dünyaya kondom
Herkese kondom
Eline beline cebine kondom
..."


Alın bakalım ti'ye. Alın, alalım da görelim daha ne kadar cinsellik konulu vahşet sahneleri görebileceğimizi. Vahşet, belki uygun bir kelime olmayabilir burası için ama durumun önemini arzetmek için şeyettim. ;) Belki bu blog'ta gözünüze çarpar, dikkatinizi çeker ve siz de kampanya için bir şeyler yapmak için çaba gösterebilirsiniz. Ya da en azından bu konunun farkında olabilirsiniz.

Bence bu kampanya/çalışma çok önemli bir adım ama biz bu adımı atmaya pek yeltenmiyoruz. Birçok yerde(festivaller, yerel tanıtımlar) tanıtım yapma şansım oldu ve yine birçok insanla bu konu hakkında konuşma fırsatım oldu. Kişisel olarak çıkardığım şey şudur: hâlâ büyük bir tabumuz var!
Evet, bazı konuştuğum, tanıştığım insanlar çok önemli çalışma olduğunu söylediler ve beni can kulağıyla dinlediler. Söylediklerim bazılarına çok karmaşık, üst, entel konular olarak gelse de...biz bunu yapmaktan değil, konuşmaktan korkuyoruz. Yaparken herkes yapıyor ama konuşmaya gelince, bilgilenmeye gelince iş değişiveriyor. Bildikleri yolun doğru olduğunu sanan o kadar çok insan var ki!..
Daha kadınlardan kendi organının adının ne olduğunu bilmeyen sayısı bile vahim denecek düzeyde! Tabii, erkeklerin de başka türlü eksikleri var. Bunları kötülemek için söylemiyorum. Kendimizi eğiterek daha iyi bir cinsel hayata sahip olabiliriz. İlk gece korkularımız, erken boşalmalarımız belki daha aza inecek... İnsan konuştuğu ölçüde rahatlıyor. Neden bu sorunlar aksettiği zamanlar psikaytrlara gidişler arttı? Demek ki, bir şeyleri anlatmaya çalışıyoruz.
Kendi vücutlarımızı bile tanımıyoruz. Ben de öyleydim en başta. Ama bu kampanya'ya katıldıktan sonra fikirlerim çok değişti. Başka türlü bakmaya başladım cinsel sağlık konusu'na. Konuştukça rahatlıyor, bilgilendikçe kendinize güveniyorsunuz. Buradaki güvenin anlamı daha farklı tabii. ;)
Neden biz de azıcık olsun bilgilenmeyelim?..

Posterlerimiz vardı. Onları asmak için eczane ve dükkanları dolaştım ama onlar bile çekindi ilk başta. "Bu nasıl bir kampanya yahu?" gözüyle baktılar önce. Sonra kampanya'ya kendileri de dahil olmak istediklerini söylediler.

Hâlâ prezervatif almaya çekiniyoruz. "Aman, kimse görmedi umarım. Şunu alayım da hemen çıkayım şu dükkandan!" Çoğumuz bunları geçiriyoruz kafamızdan veya bunlara benzer sözleri. Öyle değil mi?

O zaman gelin bir siteyi ziyaret edin ;)
Ama gerçekten edin!..

Ayrıca, ben daha çok cinsel sağlık ayağı üzerinde durdum ama üreme sağlığı hakkında da çok büyük eksiklerimiz var. O da çok önemli bir ayrı başlık. İşte sitede hepsi hakkında bilgi var. Soru da sorabiliyorsunuz- sormaktan çekindiklerinizi :)


www.birgenclikhikayesi.com

Hadi kolay gelsin ;)

Saturday, 22 November 2008

Alıntılar - 2


Devlet okullarımızın tek amacı yalnız ve yalnız baskı altına alma tekniğini öğretmektir.

O zaman uysallığı ve ürkekliği yaygınlaştırabilecekler; kitleleri gittikçe daha çok evcil hayvanlara dönüştürebileceklerdir.

Her görevli, elinde yetki bulunduran herkes, emri altındakilerin uysal olmalarını ister. Bu kimseler, emri altındakiler, kendilerinin ihsan etmek lütfunda bulunduğu şeyler için minnettar olacak yerde, nelerle mutlu olacakları konusunda kendileri karar vermek isterlerse, öfkelenirler.

Meteoroloji bilimi, yağmur duasından yarar bekleyenlerin çoğunun rahatını kaçırmıştır; ama iyi kalplilik için dua etmek insanları pek rahatsız etmemektedir. İyi kalpli olmanın nedenleri yağmurun nedenleri kadar iyi bilinseydi aradaki fark da ortadan kalkardı. Bir Harley Street uzmanına birkaç sterlin ödemekle bir ermiş olunabilseydi, kendini kötü emellerden kurtarmak için bir doktor çağırmak yerine dua eden kişi ikiyüzlü olarak nitelenirdi.

Geri zekâlılık ile iyot eksikliği arasındaki bağlantı herkesçe bilinir. Belki, zeki kişilerin , yeterince temiz olmayan kaplarda oluşan bazı ender bileşimlerin, yiyeceklerine çok az miktarda karıştığı kimseler olduğunu bir gün keşfedeceğiz. Ya da, belirleyici etken, belki de annenin hamilelik dönemindeki beslenme yöntemidir.

Alıntılar - 1



Psikolojinin en büyük pratik önemi, sıradan insanların mutluluğun nelerden oluştuğu konusunda daha doğru bir fikir verecek olmasındadır. İnsanlar gerçekten mutlu olursa haset, öfke ve yırtıcı itilerle dolu olmazlar.


Kendileri mutluluğu kaçırmış olan ve başkaları için de öyle olmasını arzulayan kötü niyetli insanların engellemesi olmasa, günümüzdeki bilgi birikimi ile, içgüdüsel mutluluğu sağlamak herkes için kolaylaşırdı. Mutluluk yaygın olunca kendi kendisini koruyabilirdi; çünkü günümüzde tüm politikayı oluşturan nefret ve korkuya çağrı yanıtsız kalırdı. Ancak, psikoloji bilgisi bir aristokrasinin eline geçer ve onun tarafından kullanılırsa, bilinen kötülüklerin devamına ve yoğunlaşmasına yol açacaktır. Dünya, ilk ortaya çıkmasından bu yana görülmemiş ölçüde mutluluk getirebilecek her türlü bilgiyle doludur. Ancak, eski uyumsuzluklar, açgözlülük, haset ve dinsel zulüm yolu kapatmaktadır.

Sunday, 16 November 2008

Kadın-Erkek Eşitliğinde Sondan 7’nciyiz

CENEVRE - Cenevre merkezli Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) her yıl yayımladığı, 130 ülkeyi kapsayan dünyada kadın-erkek eşitliğinin durumu hakkında hazırlanan rapor, kadınların erkeklerle sağlık ve eğitim, ekonomik güç ve siyasi temsil açısından, hangi ülkede ne kadar eşit olduğunu ortaya koyuyor. İlk sıraları geçen yıl olduğu gibi Norveç, Finlandiya, İsveç ve İzlanda’nın aldığı raporda, Çin, ABD ve Fransa’nın net bir ilerleme kaydettiği belirtildi

Kuzey Avrupa ülkelerinin kadına çalışma hayatında doğum sırasında tanınan haklar, yüksek standartlı eğitim olanakları ve çocuk bakımında devlet yardımı ile liste başında geldiği rapora göre, Kuzey ülkelerinin bile bazı alanlarda mesafe kat etmesi gerekiyor. 1’inci ülke konumunu bu yıl da korurayan Norveç’de dahi durumun mükemmellikten uzak olduğunu hatırlatıyor. Norveçli kadınlar, erkeklerin sahip olduğu ekonomik ve siyasi fırsatlar ile sağlık ve eğitim olanaklarının sadece yüzde 82’sine sahip.

Kuzey ülkelerinin hemen altında ise İngiltere ve Almanya gibi ülkeler yer alıyor ki buralarda daha büyük sorunlara işaret ediliyor. Rapora göre İngiltere ve Almanya bu konuda ileriye değil geriye gidiyorlar.

Dünya Ekonomik Forumu bu durumun faturasını sadece kadınların değil, tüm ekonominin ödeyeceğinin altını çiziyor. Zira nüfusun yarısı gerçek üretim potansiyelini ortaya koyamadığı için ekonomi de bundan olumsuz etkileniyor. Başka büyük ekonomilerin de kadın erkek eşitliğini sağlamada bir hayli mesafe katetmesi gerektiği anlaşılıyor.

Fransa, geçen yıl 51. sırada yer bulurken, kadınların ekonomik ve siyasi hayata katılımında sağlanan gelişmeden dolayı bu yıl 15. sıraya yükseldi.

Çin’de cinsiyetler arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi yolunda önemli ilerlemeler sağlandığı kaydedilen raporda, bu ülkenin geçen yıla nazaran 17 basamak yükselerek 57. sıraya oturduğu ifade edildi.

ABD ise 2007 yılında 31. sırada yer alırken, bu yıl 27. sıraya yükseldi.

Raporda Türkiye 123. sırada gösterildi. Tunus 103, Ürdün 104, Birleşik Arap Emirlikleri 105, Mısır 124, Fas 125, Pakistan 127, Suudi Arabistan 128 ve Yemen 130. sıraya yerleşti.

Söz konusu raporun, eğitim seviyesi, siyasete katılım, sağlık ve yaşam süresi gibi kriterlere bakılarak hazırlandığı ifade edildi.

Kaynak: www.ntvmsnbc.com

Engizisyon Toplumu

HIDIR GEVİŞ / TARAF

Değişim, insanlar için hayatta kalmanın ve ilerlemenin neredeyse tek yolu. Bir dönem geçerli olan düşünceler ve inanışlar bir dönem geliyor değişiyor. Bir dönem geçerli olan moda ya da mimari akım bir dönem geliyor yerini başka bir akıma bırakıyor.Değişim, yüzyılımızda çok daha önemli bir kavram haline geldi. Çünkü hayatın ivmesi geçmis yüzyıllara göre çok daha hızlı.

Örneğin günümüzde yeni teknolojiler, yeni iş çeşitlerini ortaya çıkarıyor ve eski iş çeşitlerini gereksiz kılarak ortadan kalkmasına sebep oluyor. Bu hızlı değişim karşısında kendinizi yenilemekten ve değismekten başka çareniz yok. Aksi halde her şeyin gerisinde kalıyor, kabacası hiç bir işe yaramıyor ve tedavülden kalkıyorsunuz.


AMERİKA'NIN DEĞİŞİM YETENEĞİ

Nitekim, bu stratejik anlamından dolayı, Amerika’nın yeni lideri Obama’nın, seçim kampanyası boyunca ana sloganı değisim oldu. Amerika’nın dış siyasette, iç siyasette, ekonomide ve diğer alanlarda tıkandığı noktalar var. Bu noktaları aşmanın tek yolu ise değişimden başka bir şey değil. Obama, değişim için söz verdi, seçmenler de değişime oy verdi. Çünkü Amerikan toplumunun önemli bir çoğunluğu, kendisini felç eden sorunlardan kurtulmanın tek yolunun, değisim olduğunu biliyor. Zaten Amerika’nın her konuda dünyada lider olmasının anahtarı da bu; değişebilme yeteneği.
Peki Türkiye, değişim konusunda ne kadar yetenekli? Bence Türkiyenin böyle bir yeteği yok. Tezatlık bu noktada başlıyor zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin, kendisiyle en çok övündüğü dönem, kuruluş yıllarıydı; yani ülkede en büyük değişimlerin yaşandığı dönem. O halde ne oldu da Osmanlıya karşı değişmekle gurur duyan bir Cumhuriyet, değişime en çok direnen katı bir rejime dönüştü.Bunu anlamak için değişimin yolunun nereden geçtiğine bakmak lazım. Açık fikirli olmak değişimin önündeki engelleri kaldıran en temel etken. Böylece gerçeği görüyor ve onunla daha doğru ve saglıklı bir ilişki kuruyorsunuz.Ancak biz, gerçekle ilişki kurma yeteneğimizi bir türlü ilerletememiş ve tümden kaybetmiş bir toplumuz.
Bu bağlamda, Turkiye’de son yaşanan Mustafa filmi tartışmalarını buradan dehşetle izliyorum. Ulusal bir liderle ilgili bilinen ama dile getirilmeyen bilgileri bir film yaparak dile getirmiş Can Dündar. Ancak Kemalist pirizden cerayanını alan toplum, hemen sekter ve adaletsiz bir engizisyon mahkemesi halini aldı ve Dündar’ı yargılamaya kalktı. Atatürkle ilgili bazı gerçeklerin dile getilmesinden pek çok kişi rahatsız olmuştu.
Peki neden Atatürk’ü insan yapan özelliklerinden rahatsız oluyor bu toplum. Liderler kişisel hayatında alkole de düşkün olabilir başka bir şeye de düşkün olabilir ... Bu neyi değiştirir, ne var bunda…


GAY BAŞKAN

Bu konuda, bizdeki ve Amerika’daki zihniyet farklılığını ortaya koymak için bir örnek vermek istiyorum. 2005 yılında yayınlanan Abraham Lincoln’un Mahrem Dünyası (The intimate World Of Abraham Lincoln) adlı kitabın yazarı Richard Brookhiser, Amerikan eski başkanlarından Lincoln’un gay olduğunu çok açık bir dille yazmıştı ama ne kimse bundan rahatsız oldu ne de kıyamet koparan oldu. 1857–1861 yıları arasında başkanlık koltuğuna oturan James Buchanan için de aynu iddialarda bulunuldu ama yine kıyamet kopmadı.


ÇORAP KOKLAMAK

Hangi ülkede olursa olsun, bir lider, yatakta karısının çoraplarını koklayarak ereksiyon da olabilir, çok sevdiği bir müzisyenle yemek masasının altında aşk da yapabilir. Bunların o liderin lider karakteriyle ve yaptığı işle ne bağlantısı var ya da bunların bilinmesinin ne sakıncası var.Mesele bu değil tabii. Mesele Türkiye toplumunun gerçeklerle temas ederken yaşadığı elektiriklenme… Az önce dediğim gibi, bu toplumun gerçeklerle ilişki kurma konusunda ciddi bir problemi var. Bu sorun, gerçekleri kabullenememekten ve onları inkara yönelmekten kaynaklanıyor. Bu durum, hem toplumsal karaterimizdeki zayıflığın, hem de öz güven eksikliğinin bir göstergesi. Hepiniz şöyle bir etrafınıza bakın, kaç kişi kendi kişilik özellikleriyle barışık, kaç kişi kendi gibi davranıyor, kaç kişi kendini seviyor… Kendini inkar eden bir toplum, kendini olmadığı bir şey gibi görür ve sahiciliğini yitirir. Hataları ve günahlarıyla yüzleşemeyen bir toplumun kendini sevmesi de mümkün değil. Her şeyin altında kendine karşı gizli bir nefret yatıyor. Bu ülkede Atatürk’ü peygamber yerine koyanlar belki de Ataturk’den en çok nefret edenlerdir. Çünkü onu olduğu gibi kabullenmekte zorluk çekiyorlar. Oysa sevmek kabullenmektir. Türkiye toplumunun kendini kabullenme ve kendi kiri pasıyla yüzleşme konusunda garip bir direnç gösteriyor. Bu yüzleşmeyi bir türlü gerçekleştiremediği için de varolan sorunlar kronikleşerek yeni kuşaklara devroluyor.


GEÇMİŞİYLE BARIŞAMAYAN TÜRKİYE

Psikoloji biliminin kurucularından olan Freud’un ortaya attığı bir kavram var, “resistance” (direnc gösterme). Freud bu kavramı, bazı şeyleri hatırlamak istemediği için kendi hafizasını bloke eden hastalarının durumunu açıklamak için ortaya atmıştı. Hastaların bu bloğu kırabilmesi için de terapi yöntemi geliştirildi. Terapi, hasta ve doktor arasında karşılıklı konuşmaya dayanıyor. Doktor hastasına kritik sorular sorarak onu kendiyle ilgili daha farklı düşünmeye ve geçmişi ile yüzleşerek olan biteni karşındakiyle paylaşmaya itiyordu. Sağalma işte böyle sağlanıyordu.Türkiye toplumunun da geçmişini hatırlama konusundaki gereksiz direncini kırması ve hiç bir korku ve endişe duymadan, yaşadıklarını tartışması gerekiyor. Toplum olarak tüm cesaretimizi toplayıp, aynadaki o korkunç yüzümüze bir bakmalıyız. Bunu becerdiğimiz gün hep birlikte iyileşecek ve güzelleşeceğiz.

Saturday, 1 November 2008

Haberler!

Haberler

Çok fazla haber dinlemeyi, gazete okumayı sevmeyen bir yapım var. Çok da fazla okumam gerekmiyor. Her gün neredeyse aynı haberleri izliyoruz, dinliyoruz, konuşuyoruz. Bir de üstüne neden okuyayım ama…değil mi?! Haftasonları okuyorum gazete(o da bana yetiyor) ama şöyle bir göz atıyorum sadece, o kadar. Bugün( 1 Kasım ‘08) Hürriye’e baktım biraz. Birkaç haber var, ondan bahsedeceğim. Birincisine başlayabiliriz…
Şu yazar ve pedofili olan kişinin söylediklerine gözüm takıldı: “benim yatan fahişe olmaz. Hovardayım kabul ediyorum. Benimle beraber oldular hayatları düzene girdi.” Bunlar insanın o kadar çok gözüne batıyor ki, yazmamak, konuşmamak elde değil! İlişkiye girdiği kadınları ilişkiye girerek kurtarmış güya! Nasıl bir düşüncedir yahu bu? Nasıl bir “kurtarma”dır bu? Zevkimi aldım, bağlantılarım sayesinde bir yerlere getirdim, demiyor da “benimle beraber oldular, hayatları kurtuldu”ya getiriyor lafı. Nasıl ülkedeyiz anlayamıyorum! Ayrıca, adam dışarıda geziyor şuanda, karısı da yanında pişkin pişkin gülerek poz veriyor. Hey allahım, diyorum ve bu konuyu şimdilik geçiyorum. Bunları görüyorlar bizim insanlarımız, bir de eşcinsellere laf atıyorlar: hastalık onlarınki diye. Bunlara ne demeli?! Eşcinsel bireylere yapmadığımızı bırakmıyoruz; sayıyoruz, sövüyoruz, yerden yere vuruyoruz, dayaktan gebertiyoruz, en aşağılayıcı şeyleri söylüyoruz,…vb. Nasıl bir adalet sistemimiz var anlayamıyorum kendi içimizde? Gitgide saçmalamaya devam ediyoruz; durmadan. Bakalım sonumuz ne olacak! Adana’da Zeynep Yılmaz adında genç kadının başından bir olay geçmiş. Onu korumayacağım, haklı göstermeyeceğim yaptığı şey için fakat insanların sınırlarını zorladıkça neler yapabileceğini görüyorsunuz. Sonuçta o da bir insan ve belli bir sabrı var. Herkesin ne tepki vereceğini bilemiyorsunuz! Bu kişiler, lezbiyen ya da gey ya da hetero da olabilirler, fark etmez!.. İnsanları suç işlediklerinde cinsel yönelimlerine göre değerlendirmek, asıl hastalıklı olan düşünce biçimidir. Size de birisi tokat atsa, saldırsa üzerine, “Aaa, teşekkür ederim beni dövdüğün için, ne zamandır dayak yememiştim!” mi dersiniz yoksa bir şekilde tepki mi verirsiniz??! Kimse sessiz kalacak değil sonuçta. Z.Y.’nin de yaptığı öldürme de ayrıca sorgulanacak bir durum ama şunu demek istiyorum: anlattığım açıdan da bakabilmeliyiz bir durumu incelerken. Ama bizde bu biraz zor oluyor!..
Bunlar olup biterken sanatsal şeyler de olup bitiyor tabiiki. 29 Ekim Perşembe günü Taksim-Talimhane Tiyatrosu’nda “Mehmet, Barış’ı seviyor” diye bir oyunu izlemeye gittim; her ne kadar Taksim hıncahınç dolu olsa ve ulaşım problemi çeksem de. Militarizm ve vicdani ret’ten bahseden hem oyun hem de dans gösterisi. Gidilmesi tavsiye edilir. Biraz arkalarda bir yerde ama gittiğinizde hoş bir ortam olduğunu anlayacaksınız, temin ederim. Kitap fuarı da başladı.
Ayrıca 4–10 Kasım tarihleri arasında Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde “GOL!” isimli bir sergi düzenleniyor. Bu sergi, Türkiye ile İtalya arasında tasarım maçını tüm izleyicilerine ücretsiz olarak gösterecek. Gidilesi bir etkinlik daha!..